Size de Merhaba

 

Bembeyaz bir boşluktan başka bir şey yok zihnimde şu anda ama ona rağmen yazacak milyon tane şey varmışçasına zorluyor beni kendim. Merhaba kendim doğrusu uzun zamandır nerelerdesin ben de bilemedim. Gizlenmiş gibisin bir yerlere ama varlığın da yine fazlasıyla belirgin. 

Biraz mola verebilmeni isterdim doğrusu yoksa yazmaya başlayınca tutturacaklar yine Oğuz Atay Tutunamayanlar'dan mı esinlendin yoksa İsmet Özel mi girdi aklına? Shakespeare da okudun tabi sen şimdi Lady Macbeth’e benzer bir karakter var mı mesela kafanda ya da Mary Shelley peki ya Jeanette Winterson nasıl olurdu ama felsefeye de vardı ilgin hangi filozoflardan arakladın bu fikirleri e ilahiyata da yabancı değilsin ee ne düşünüyorsun yaradılış teorisi hakkında?

Ortaçağ İbn Hazm vardı diye mi İslam’ın değil Avrupa’nın karanlığıydı? İngilizce nasıl öğrenilir hocam? Chomsky filozof mu linguistikçi mi? Siyasete olan ilginiz Türkiye’de yaşıyorsunuz diye mi? Şiir de yazıyormuşsunuz! Ah bu kadar romantik misiniz? Bertolt Brecht hayranıymışsınız; tiyatroyla da ilgileniyorsunuz yani..ve daha nicesi... sıkıldığımdan yazamayacağım gerisini..

Buraya kadar hala insanların ne kadar aptal olabileceğini anlamadıysanız devamını okumazsanız sevinirim doğrusu.. Madem herkes tek bir cümlenizden, yarım saatinizden tek bir gününüzden hatta tek bir yılı nasıl geçirdiğinizden sizinle ilgili yargılara varabiliyor o halde ben de buraya kadarki tepkinize göre aramızdaki mesafeyi ayarlarsam hiç de haksızlık etmiş olmam, değil mi?


2 Şubat 2021

Anlamak günahına düştüm.

Doğru ya da yanlış olmasının ne önemi var? Kör kuyu dediğin diptir; ben diplere düşecek kadar becerikli değilim ki. Anlıyorum ve bunun hiçbir çözümü yok. Ne dost biriktirebilirim kendime ne de düşman edinebilirim. Hiçbir Tanrı bana bundan başka hiçbir şeyin hesabını soramayacak. Kendi nefesinde, gazabında, öfkesinde boğulacak; belki sevdiklerimle gözümü korkutacak, belki ben korkmaya ihtiyaç duyacağım; korku değil midir hayatı çekilir kılan?

Dehşetle bakmayın bana, dehşete kapılacak hiçbir şeyin kalmadığını/olmadığını söylüyorum ya zaten. Myanmarlı çocuktan haberim var, ışıl ışıl elmasların sarktığı kömür bedenlerden haberim var, katledilen, zulmedilen, harcanan her şeyden ve bu yüzdendir dehşetle aramda olan mesafe. Hayır, hayır alışmak değil kast ettiğim.

Sadece anladım.

Sizler de kendi zihinlerinizin tanrıları olarak affetmeyeceksiniz bunu biliyorum. Hiç acımayacaksınız başıma gelenlere; hoş başıma da bir şey geleceği varsa da anladım şimdiden. Bu bir duygusuzluk hali de değil. Çünkü ben hala seviyor, öfkeleniyor hatta şaşırıyorum ama bunlar neyi değiştirir? Ben yangınlarda da değilim seraplar da görmüyorum. Duygusuz da değilim hem. Hissediyorum bir şeyler ama neyi değiştirir? Ben anlıyorum.

Anlamak belasına düştüm. Yanlış bile anlıyor olsam ne fark eder?

Anladığım için hiçlikten ötesini hissetmiyorum. Anladığım için anlamlandıramıyorum. Ne bir acım var ne bir sevincim. Ne uyuşmuş ne nöbetlerdeyim. Anlamak yerine başka bir şey seçer miydim elimde olsa? Elimde değildi ki beni buna kendim zorladı. Anlamak dışında başka hiçbir seçeneğim yoktu. Anladım ve bu benim felaketim bile olamadı. Keşke anlamasaydım diye bitirmem gerekirdi belki ama nerdee..

Bir kez anladıktan sonra geriye ne iyi ki kalır ne de keşke! Anladım ve bu anlamak beni giyotine de götürmez, çiçekli bahçelere de. Yardan da geçerim serden de. Anladım çünkü anlamak ulvi bir ihanetti kendime. Ben ama yine de kendimin haini de değilim. Sadece anladım.

Self-rose

14 Ocak 2020'de bir fotoğraf yarışması için çekmiştim bu fotoğrafı.

Solmuş dahi olsa en güzel çiçek yine sanırım insanın kendine verdiğidir.

Filtresiz bir fotoğrafta dahi sepya aramış olmam zannederim ki kaçınılmaz bazı karakteristik yanlarımızı kucaklama vaktinin geldiğini söylüyor.

Me-Ti

Me-Ti, tam adıyla aslında Me-Ti Tarihte Diyalektik, Brecht'in merkeze İ.Ö. 3.-4.yy.'da yaşamış Çinli filozof Me-Ti'yi koyarak kendini, Marx'ı, Lenin'i, Hitler'i, Rosa Luxemberg'ı, Stalin'i, Hegel'i, Engels'i, Troçki'yi vb.ve hatta ülkeleri ve daha fazlasını Me-Ti ismine uyumlu bir şekilde yeniden isimlendirdiği; tarihi, tarihsel olay ve olguları diyalektik içinde kendi karakterine uygun olarak uygulamaya yönelik bir şekilde değerlendirdiği her konu üzerine konuştuğu mini denemeler bütünü olarak görebiliriz. Yer yer kişisel alanına girmemize de müsaade ediyor elbette.

Brecht'e karşı istikrarlı bir şekilde olumlu bir tutum sergilemekten kendimi alıkoyamıyor olduğum için kitabı tavsiye etmek dışında bir şey söyleme alternatifim yok açıkçası.
 

Carrar Ana'nın Tüfekleri - Denize Giden Atlılar

Kitaba dair yorumum Bert'e dair olacaktır..

Okurken kelimenin tam anlamıyla heyecan duyduğum nadide isimlerden olması yanında bu hisse maksimum düzeyde kapıldığım kişi olması ve Epik tiyatronun kurucusu olmasının arasını birleştirmek de aslında zor. Brecht, tiyatro oyunlarında oyunun içinde kaybolup yitmemizi değil, bunun bir oyun olduğunun bilincinde olarak ve daha çok eleştirel bir yaklaşımla izlenmesini(okunmasını) umar eserlerinin. Öte yandan 1937'de İspanya İç Savaşını Faşizm çerçevesi içerisinde ele alan bu oyun zannediyorum ki Brecht'in en Aristotelesçi oyunu. Carrar Ana'nın son sözleri ve üstelik eylemi katarsis değil de nedir mesela ?

Öyle ya da böyle Brecht faşizm vs. anti-faşizm ekseninde rahipten farklı olarak bir taraf elbette tutuyor ve Franco'ya da evin küçük oğlunun dilinden radyonun sesini açan komşu üzerinden selamlar gönderiyor.

"Bir suçu başka bir suç işleyerek mi önleyeceksin?" sorusuna da yine kendisi Ana'yı Juan yerine silahlandırarak cevaplıyor.

Savaşa karşıyız ama ya savaşa karşı olup olmadığını bilemeyecek kadar dahi dünyadan bihaber olanların canına kıyılırsa, evet buradaki cevap bir tiyatro oyunu izlemeden de kendi katarsisimi vermiyor mu bana?

Gazeteler sever: Ensest Travma

Modern Oedipus kompleksi kitabının adında “Kadın” 80 darbesinin etrafında ve yaşanan travmadan unutmak adına hızlı bir kaçış ancak yine travmatik olduğu için “hiçbir şey yapmamakla veyahut hiçbir şey olmadığını düşünmekle hiçbir şey olmamış gibi olacağını düşünmek” mümkün gibi gözükse de en nihayetinde Sohrab ile Rüstem gibi Oedipus ile Laios gibi hep felaketine/ travmasına koşar adım giden insanlar.

Babalar ve oğulları arasındaki otorite,itaat, birey olma gerginliği doğudaki en ünlü komutan da olsa Thebai şehrinde müthiş mitolojik bir efsane de olsa doğu ile batı arasında sıkışıp kalmış veyahut bir tarafa biraz daha meyilli gibi gözükse de bu ikilemden bir ömür kurtulamayacak da olsa hep baki kalacaktır.

Fakat bu oğulları doğuran kadınlar, bu babalarla yatan kadınlar hatta bazen hemşehrim kuyu ustası kızacak olsa dahi oğullarla da yatan analar neresinde bu işlerin? Yine aynı derde düşürdü bizi Orhan. Fakat bu defa Şeküre’nin tembihleriyle değil de Gülcihan’ın Silivri’nin soğuk duvarları içinde Enver’in aklına girmesiyle..

Sağdan da olsa soldan da olsa doğudan da gelse batıdan da gelse ensest bir çok siyasi, ekonomik, felsefi, edebi ve elbette sosyolojik konuyu işlemek için asırlardır güzel malzeme. Güzel olmasına güzel de sırf malzemeden mi ibaret yoksa biz o malzemenin ta kendisi miyiz ve biz yani insana dair daha neler söyler bu tiynet işte onu da uzunca hesaplamak gerek. Zira sırf kadın diye başlık atsak da adı var yine kadının hem de özetle.. arkada ince ince ağlarken ya da eğreti bir şekilde melek taklidi yaparken yahut eski sevgilisinin torununu doğururken…umarım kırmızı renk haricindeki renkten saçları olan başka birçok kadınıyla daha tanışırım Orhan’ın.

Religion is the Old Literature

Yesterday, I was searching for the first examples of English Literature which are composed in the Old English Period(450-1066); so I figured out that there is only 4. I have read Beowulf in my Literature Class at university. I guess it is a well-known and much trustworthy manuscript compared to this one. They both have lots of versions. I just could read the English translation, we may call it as Modern English, because; the original one is neither English nor German and indeed the author is unknown as it can be expected but it is known that the text belongs to Anglo-Saxon culture.
It concludes 5 parts: Genesis A, Genesis B, Exodus, Daniel, Christ and Satan. These works are found in this Anglo-Saxon verse called as Junius 11. These works are written between the 7th and 10th Centuries. Some says Junius 11 is the poet Caedmon’s work; but most believe that these poems do not represent just one person.
All the poems are mainly religious and I should confess that there is almost nothing different from the sayings of Muslims’ Holy Book Quran. From Adam to Abraham, from Nabuchadnazzar to Lot, Sarah and her infertility… the story is almost the same. So; you can just have a look if you are curious about anything related to this text.

Pythagoras and Early Pythagoreanism by Cornelia Johanna De Vogel

Most likely, the most detailed study on Pythagoras and everything might be related to him and his followers. As though Aristotle, Plato and even Socrates usually did not mention him by name, even they needed to analyze his sayings by referring to his "group". The book says that Pythagoras is called as "shaman" and that's why some books/ biographies about him were named as hagiography. Besides all his philosophical and scientific(mathematical-indeed geometrical) let's say revolutions, it is a bit surprising that he was obsessed wit some religious rituals if we are allowed to say they were religious.

This study like all the other similar books known as "fragments" of any other Presocratic philosophers presents all the relations of the philosopher to the other fields or to the other philosophers before and after him and even more.
With Pythagorians, substance turns into form, quality converts to quantity, and lastly Mathematics substitutes Physics. On the one hand, the purpose of Pythagorians was not just to get theory but also practice with priority. The goal is to get purified via knowledge and to unify with the universal spirit. According to Pythagorians, philosphy is a life style. Philosophers should save the humankind instead of giving them information on life, universe or on entries as the predecessors did. Everything was with numbers and ratio. "Harmonia" exists by means of Math. Also, Music derives from them. On the other hand, they were dualists(soul-body); but they prioritize soul over body.
These are all a reminder for future me; so I suggest the readers if there is any, please do not bother the mistakes I have made, again if there is any. I just can say you that this book is good enogh to get what goes in and around the Ptyhagorian cult.
These are all a reminder for future me; so I suggest the readers if there is any, please do not bother the mistakes I have made, again if there is any. I just can say you that this book is good enogh to get what goes in and around the Ptyhagorian cult.

 

Mütesellim

Umbilikal kordonu boynuna dolananlarız biz.
İdamımız kesin,
Ecelimiz kaygılı
Taşra mezbahanesi gönlümüz
Sırtımızda avcı okları.
İddialıyız ve bir o kadar da saplantılı
Kölesiyiz kendimizin ve efendisi yargılarımızın
Arapçası mıydı bana söyleten bunları?
Göz kırpar haince
Onurlu hayallerimizin kıpraşık amelleri
Bilinçaltımız firdevsin varisi
Düşündüm bir akşamüstü
Hangi cümlelerle kime nasıl nerede ve ne zaman anlatabilirdim kendimi
Neye nasıl ikna edebilirim dinleyenlerimi
Mümkün müydü konuşabilmek ve susmak bir evrende yerli yerince;
Ahlaksızlığa gem vurmak bir gece
Ve zulumatı göğsünden bıçaklamak?
Ama ben değil miydim en hararetli tartışmaların ortasında uyuyakalan!
Bir gece herkes yeni dalmışken uyanan
Zirveye bir kala merdivenlerden yuvarlanan
Durduğu yerde kalıp oturan, ağlayan.
Neden ağladığını soranlarla birlikte neden ağladığını kendine soran
Bir gözü zirvede, zirvenin varlığını sorgulayan.
Ben değil miydim köprüaltı tuzaklar kuran
Rüyasında Eyfel'i görüp Paris'e giden
Bunca ahmağı yetiştiren
Kendiyle baş edemeyen
Armudun sapını çöpünden ayıramayan.
Şimdi hangi renkle kimin gözünü boyasam?
Aksak sol yanımla yine kendimden kaçsam.
Ne çıkar ölüm meleğimle unutulsam!
Yahut bir efkar saati yarım yamalak hatırlansam.
Bir vefakara ilelebet ibret olsam
Düşer misin avuçlarımdan
Veya tutunsan parmak boğumlarımdan
De bakalım istemsiz çaba sayılır mı aşktan?
Şimdi gel mi diyorum sanıyorsun yahut git.
Ben zaten küstüm varlığıma kendimle tanıştığım vakit.
Zavallı davam olduğunda şiirsel bir nakit!
Bir hayırsızım şimdi,
Sor göstersin beni adım başı yalancılar.
Gel bir gün gözlerimde ara
Bak bakalım var mı bir emare nerede o sancılar!
Yüzüme bak da söyle kim bu yancılar,
Kalleşlik pahasına varlığını koruyanlar?
 

Leyla, 3/4/2018

Ah Leyla'm aklım çıkıyor
Seni de alırlar diye benden
Meczupluğumu rasyonelleştirecek şiirler yazıyorum
Şiirlerimi sırlayacak ahmaklıklar ekliyorum
Saklıyorum seni.
Hep dediğin gibi
Saklamak istediğin şey bir ağaçsa, onu ormana dikmelisin
Dalgalansın istediğin bayrağı ise içinde nice fikirlerin dalgalandığı kalplere.
Saklıyorum seni Leyla
Senin beni haklı bulduğunu görmek, beklenmeye değer bir şeydir zira.

Ah Leyla,
Varlık içinde yokluk, yokluk içinde varlığın yükünü çekiyorum
Bir yaşamak dolanmış ayaklarıma
Yaşatmıyor.
 
Görüyorsun ya Leyla
Bir ahmaklık almış başını gidiyor
Onu bunu şunu her şeyi kaybediyoruz
Ama seni bir Kapitalistin sermayesini muhafaza ettiği gibi muhafaza etmeyi planlıyorum
Hangi Marksist gelirse gelsin
Onları da satın alacağım Leyla!
İnan bana!
Seni korumak uğruna direneceğim
Proleterlerin hepsini muhafız diye dikeceğim kapına
Grev falan da yapamayacaklar söz veriyorum sana
Hepsine mürekkepli kalem hediye edeceğim işe almadan
İmzalar attıracağım
Kendi ellerimle yazdığım maddelerin altına
Ah Leyla ah!
Görüyorsun ya!
Bak işte tam orada!
Bırakmıyorlar ardımı ben sana bağlandıkça.
 

 

Petra, Eylül 2017

Ama sen bu kadar güzelken
Depremler uyanıyor coğrafyalarımda
Kuru bir söğüt dalına takılıveriyor uçurtmalarım
Yutkunuyorum, yutkunamamanın acısıyla
Sen ki Petra'ya kızıl bir devrim sunan sancısın
Yontma taş devrinden kalma al al yanakların
Oysa sen tansiyonu düşmüş bir bakışsın
Tuzlu sularla pişmekte aşın
Ah benim coğrafyalarına kandığım
Sahrasına aldandığım
Ölü Denizinden Kızılına vardığım
Yemen ellerinde yana yana aradığım
Sen ki benim varlığım
Say ki benim yandığım.

Hacer

Kahretsin, dünyanın en  berbat şarkısını çalıyorlardı
Oysa bir İran radyosu dinlerken tek arzum anlaşılır olduğuma inandırılmaktı
Belki yoldan geçer arka kapakları paslanmış beyaz bir kamyonet
Tan yeri ağarmadan yetiştirilmek üzere yola çıkarılır bir avret
Kalk Hacer, at şu elindeki taşı, haccet!
 Sahra, Sara ve sara
Salınarak çeşmeye gelen bir genç kızdır şu kıvrak fırtına
Kumları savurdu üstümüze
Taş yağdı gökten üstümüze
Yanlış yere attın taşı Hacer
Bak örnek al çölün nefesinden
Üzgünüz yetişemedik sana
Çağımızın taşlananı olmakla yetindik biz
Sen taş atacak kimi buldun etrafında?
 
Emanet edildiğin yerden kovulanlarız biz
Biz yoktuk orada, Varlık ise tümüyle orada.
Biz Güneşin saçlarından katarakt virüsü kapmamak adına yarışırcasına
Çarpışan metalik seslerin ve Sanayi devriminin varisi bir koku eşliğinde
Yol alıyorduk bir de rengiyle kefen olduğuna bilmem kaçıncı kez ikna eden bir kamyonetin kuyruk sokumunda.

Hevesliydik Hacer, biz de Hacer olmaya niyetlendiydik bir ara
Elimize yüzümüze bulaştırdık yine
 Taş yağdı üstümüze 
Kıvılcımlar çıktığını göreceksin sürtünce kalbimi bir taşa
At beni Hacer, öznesi olamadığım bir eylemin özneden taraftar nesnesi kıl beni
Bu kamyonetin dışı Afganistan içi Sodom ve Gomora
Taş bile yağmıyor artık üstümüze
İnsan insanla cezalandırıldı ama taşın hakkından bir başka taş bu derece gelemiyor galiba
At beni Hacer, en azından Sahra'ya
Toprak olma onurunu bahşet bana
 
Sahi emanet edildiğin yerde kovuldu kovulan
Sen kimi taşlayacaksın ki bizden başka? 


Dağ

Bir dağ

Ve bir köprü solunda
İnatçı nankör bir hasret koynunda
Tüm vuslatlara rağmen derin bir özlem
Derin bir kuyu gibi, Yunus'un balığı gibi
Sinem, ey sinem!
Nedir alacağın benden?
Nedir bu kör bıçağı bileğime nikahlayışın
Her gün, her şafak her seher her akşam yeniden
Yeniden yazıyorum yeniden
Seni her gördüğümde uyanıyorum gündüzümden
Kahrolası bir yosun dolanıyor boynuma
Yüz görümlüğü bir küme yıldız akıyor kanıma
Yankılanıyor muhayyilemde çapkın bir çivi
Güreş tutuyor ömrümle çürürken.
Yitirmek, yitirmek bir ilkindi vaktini dehlizlerinde

Tekamülünü yutkunmak
Ve arsınmak küslüklere
Göğsünde bir damar yakalamak
Seni susmak yok mu herkese her şeye
Kahpe bir kurşunla kucaklaşır gibi
Yutkunmak seni
Ve tutmak eteklerinden
Hayasızca konuşmak seni
Yıkmaktır köprüleri yutmak dağları
Karaya vurmaktır, merdiveni kuytuların
Mut'a nikahına tav olmak
Ve doğmak yeniden
Yeniden
Bir dağ gibi.

Meryem veya Oksitli Pagan

Dört duvar, beşincisi hediyen
Beşincisi kapana kısılmak bir Pagan tapınağında
Düşlerimde evimdir bu mabed, yağmurlar yağar üstüme
Bugün bir tavan inşa etmeyi önerdi bana beyaz atlı prens
Kimsecikler hurra giremezmiş artık haneme
Oksijen dersen hak getire!
Hepsi sana karşı önlem
Sensin bu sırlı mabedin sınırlarını taciz eden

Ben rahibe değilim
Fakat mabedim bir manastıra gebe
Yaldızlı işleme ve takvim
Yaprak yaprak yıldız yıldız saçıldı yere
Mühendisim hantal,
Karlar döne döne düşüyor göğsüne
Koşuşturuyor meraklı bir azize köşeden köşeye
Lazarus da doğdu mu diye.

Dört duvar, hepsi köşe, beşincisi bana ve benden
Bendendir kanına sarkan cıva
Var benim de ciğerim; su toplar elbet
Mimarım uykulardan uyanınca.
Ket vurduk yollarına
Yolların çünkü kir pas içinde.

Ben büyü bilmem, ilahi de
Fakat bir şiir okunuyor sahnede
Koşmak istiyor gencecik gonca bir gül utanç içinde
Ve hac hediyesi oldu hurma
Müteahhitim vefasız,
Bir kış günü, hurmalar döküldü aşağı
Ahali sürüklüyor üşengeç pelerinlerini
Sesleniyor kelâmı ayet olan birisi.

Dört duvar, ne bir kusur ne bir eksen
Yarı çap değil ama hipotenüs bile olur gerekirse
Yuvarlak masa şövalyeleri için yuvarlak bir masa
Beyaz atlı prensim başka bir yolunu bulsa da
Ne hurra, ne hip sana
Kirlenen kıyafetini yıkamak yerine yakar bir Yahudi
Kendini de yaksan ya!

Ben Musa’yı bilirim İsa’yı da
Karlı bir gece vaktini de İsmet bilir
Benim ismetim sarılmaktır yokluğuna
Haya içinde koşuşturan o goncadan haya ediyoruz hep birlikte
Hüznümüz unutturdu hurmayı da iğdeyi de
Rasulullah‘ındır sıdk da ismet de
Bir yaz günü Aişe’nin kucağına
Dökülüverdi sanki bir gülün yaprakları
Ömer öfkesinde diyor şair
Ömer öfkesinde ahali
Seslendi ayeti kelamı bellemiş birisi.

Kaktüs Morgu

Kovduğumda köleye, çağırdığımda bir asi'ye dönüşüyordu, neden?

Güvercin soyundan geldiğine ikna etmişti kendini
Onu büyütüp beslemem ihanetti hepten
Şarkılar söyleniyordu karla kaplı bir ağacın altında
Şarkılar, buzları eritmek için
Bana sakın bir şey yapmadın deme
Harflerim, Ekvador'un öğle namazı vaktine taş çıkarır cinsten
Bir çam ağacı altındaki şarkı bile yenilebilir
Yenilmelidir sözcüklerime.
Tüm bu koşuşturmaca ve beklenti, eritmek için
Kırağı düşmüş kalbinin uçbeylerinin çadırını
Yenmek ve istilâ etmek; yıkmadan ama yakarak belki
Yakarak çünkü yanmazsan sıradaki ölüm,
Ölümdür sınır boylarında gezen
Morglara oysa ölüleri saklarlar
Aşıkları değil.
Sıradaki ölüm asilere ve aşıklara
En çok onların sonu gelmelidir
Çünkü dünya tüm kaygan ve dönek aksağanıyla
Bir ıslah evi olamaz isyan eden ve susanlara.
Damarlarından bir at arabası kalkmalıdır kanatlarına
Anla beni, ren geyiği bir masaldır
Noel de baş belası
Yok başka bir yolu, eritmek zorundayız buzullarını.
Cengiz han öldü, anla beni
Ve ben İngiliz, İspanyol veya Yahudi değilim
Değilim ama Judas'ın açtığı yolda gösterdiği hedefe yürümektesin
Mezhebin buz senin,
Günahım yok benim
Bana da Hafız dedi, dedi ki
Ateştir senin mezhebin.
Ya İbrahim'i atan bileceksin
Ya da bizi, kölen.
Diyeceksin ki Yahudi'yim, hainim ve hizmet beklerim
And içeceksin anladın mı and
Oysa peygamberlere ancak biat edilir, sevgili küçük Tanrı!
Anla beni buzuldansa çöle dönüşmelidir kalbin
Çiğ tanesinde çiçekler açabilir
Ancak bize kaktüsler gerek
Develer ve daha da önemlisi atlar, kıratlar
Kum fırtınaları, buzdağları yerine
Kavruk bir bakış, çatlamış dudaklar
Yanık bir ten
Soğuktan titreyen, sarmalanmış ve sessiz harflerle konuşan kuzeyliler yerine.
Kaostan uzak, paramparça olmuş toprak ve aşk
Aşkla isyan edebilirsin bana
En azından terk edişin aşkla.
Aşkla olmalı bunca zahmet bunca fırtına.